Eski Türk İnancı Nedir? Biraz Eski, Biraz Türk, Biraz Da Benim Gibi Şaşkın
Eski Türk inancı nedir? Hadi, gelin bunu biraz kafamızda canlandıralım. Bildiğiniz gibi, ben İzmir’de yaşıyorum ve bazen gerçekten fazla düşünen biriyim. Özellikle de eski Türk inançları gibi karmaşık bir konuya girdiğimizde, kafamda 10 bin soru cirit atmaya başlıyor. Ama, derinlere dalmadan önce, gelin önce biraz hafifçe gülelim, çünkü tarihi böyle anlama şeklim tam bir “gözlük takıp eski Türkler hakkında kafa yormak” tarzı.
Eski Türkler Kimdir? Nereden Geliyoruz? Hangi Tanrıyı Seviyoruz?
Eski Türkler, bugünkü Türkiye’nin dışında, Orta Asya’nın steplerinde, geniş bozkırlarda, göçebe yaşam tarzı süren insanlar. Bu insanlar, evet, atları çok seviyorlar ve her an bir savaşa ya da göç etmeye hazırlar. Tam olarak tanrılarına inanıyorlarsa da, bu işin içine o kadar çok doğa, hayvan ve şamanlık giriyor ki, bazen “Vallahi bu inançlar karışmış!” diyorsunuz. Hayatları her an doğayla iç içe, savaşla iç içe ve tabii, bol bol da atla iç içeydi. Kısacası, tam olarak bildikleri şey “doğa ve tanrıların gücü”ydü. Koca koca ormanlar, uçsuz bucaksız bozkırlar ve bir sürü de farklı tanrı… Evet, biraz karışık ama eğlenceli bir inanç sistemi.
Bir gün arkadaşım Asım’la konuşuyorduk, “Ya Eski Türk inancı nedir?” diye sordum. O da bana, “Bence bir tanrıya inanıyorduk ama bir de atın ruhuna da saygı gösteriyorduk. Şamanların sayesinde belki de atlarımızla bile iletişim kurabiliyorduk, kim bilir!” dedi. Tabii ki ben de bunu duyduğumda yüzümdeki ifadeyi saklayamadım, ama içimden şöyle düşündüm: “Bunu bizim kediyle iletişim kurma çabamızla birleştirsek, çok ilginç bir deneyim olurdu.”
Şamanizm ve Eski Türk İnançları: Mistik ve Doğayla Bütünleşme
Eski Türk inançları, büyük ölçüde Şamanizm’e dayanıyordu. Şamanlar, yani o dönemin spiritüel liderleri, doğayla birleşir, ruhlarla iletişim kurar ve bir nevi terapistlik yaparlarmış. Bugün böyle birisini görebilseydik, muhtemelen “Bu adam çok derin biri, ya da belki biraz abartıyor” derdik. Ama işin aslı, o zamanlar şamanlar, insanların ruhsal ve fiziksel sağlıklarına çok önem veriyorlardı. Ben de, “İyi de, o zamanlar telefon yoktu, internet yoktu, bir şamanın gece uykusuz kalıp meditasyon yapması çok normal değil mi?” diye düşündüm. Hani bazen kendi kendimize kalıp kafa dağıtıyoruz ya, işte o kafa dağınıklığını bir şaman atayım ve halka duyurayım, olabilir mi? Belki Şaman olsam?” diye kendi kendime sordum.
Doğaya Saygı ve Tanrıların Gücü
Eski Türk inançlarında doğa elementleri de önemli bir yer tutuyordu. Mesela, gökyüzü, yer, su, ateş gibi doğal güçler birer tanrı olarak kabul ediliyordu. Eski Türklerin inandığı bazı tanrılar arasında, Ülgen (iyi tanrı) ve Erlik (kötü tanrı) gibi figürler vardı. Bu tanrılar arasında sürekli bir mücadele olduğu düşünülüyordu. “Erlik de kim?” derseniz, o biraz kötü adam gibi bir şey. “Ülgen de kim?” diye sorarsanız, o da iyilik tanrısı. Hani şu çok sevdiğimiz “iyilik ve kötülük” çatışmasının bir tür erken versiyonunu temsil ediyorlar. Bazen böyle şeyleri düşündüğümde, içimdeki insan şunu diyor: “Bütün bunlar hep duygusal!” Ama içimdeki mühendis de diyor: “Bunlar kimya gibi, biri enerji salıyorsa, diğeri karşı enerjiyle gelir.”
Eski Türk İnançlarında Hayvanlar ve Atlar
Eski Türklerde atlar bir nevi kutsal sayılıyordu. Şimdi, biz de atları çok seviyoruz, kabul. Ama o dönemde atlar, savaş araçları değil, aynı zamanda birer ruh taşıyıcıydı. Hatta, ölülerin yanına da at bırakılıyordu ki ruhlar, o atlarla beraber Tanrıya doğru yol alsın. Şimdi, bunu düşündüğümde, ben bile “Ya keşke bizde de öyle olsa, öldükten sonra kediyle yolculuk yapmayı tercih ederdim!” diye düşünmeden edemiyorum. Tabii, işin ciddiyeti burada; atlar öyle sıradan hayvanlar değildi, onlar Tanrıların habercisi gibiydi. Gerçekten, tam anlamıyla eski Türklerin inançları bu kadar derin ve çok katmanlıydı.
Özetle: Eski Türk İnancı Bizi Nereye Götürür?
Sonuç olarak, Eski Türk inancı, bizlere aslında doğaya, tanrılara ve yaşamın her alanına nasıl saygı duyulması gerektiğini anlatan bir sistem. O kadar eski bir inanç ki, zamanın ruhuyla harmanlanmış, bir şekilde bugüne kadar gelmiş. Şamanizm, hayvanlar, doğa güçleri… Hepsi, bir dönemin insanlarının hayatlarına nasıl yön verdiğini gözler önüne seriyor. Bugün bile, bazı gelenekleri yaşatıyor olmamızın altında, o eski inançların bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Yani, belki bu kadar büyük bir dönüşüm yaşamasak da, içimizde hala o eski güçleri hissediyoruz. Hani ben de, bazen düşünüyorum: “Eski Türkler doğru muydu? Belki bu kadar düşünmektense, atımı alıp doğaya çıkmalıydım.”