File’nin Sahibi Kim?
Hayatımda beni en çok zorlayan soru, “File’nin sahibi kim?” sorusu olmuştur. Evet, yanlış duymadınız, File! Hani şu ağzı büyük, elinde taşıması kolay ama içinde ne olduğunu asla tam olarak bilemediğiniz, tuhaf ve aziz bir nesne. Bu sorunun ardında derin bir anlam yok gibi görünse de, aslında kendi iç dünyamda çok ciddi bir kriz yaratmıştır. Eğer bir gün birileri size “File’nin sahibi kim?” diye sorarsa, siz de durup bir anlık bir derin nefes alıp, acaba gerçekten sahibini bulmuş mudur diye düşünürsünüz. İşte, benim hikâyem de tam böyle başladı.
File ile Tanışma
Beni tanıyanlar, başımın belaya girmesi için gerçekten çok kısa bir süre bekler. O gün yine böyle bir gündü. Güneş sırtımıza vururken, İzmir’in o kıvrımlı, sıcak havasında öğle arasında arkadaşlarla bir kafeye gitmek üzere yürüyorduk. Her şey yolundaydı, ta ki birinin elinde fileyi görünceye kadar. Hangi birimiz gülümsedik? Veya neden gülümsedik? Kim bilir. Ama işte o an, File’yi fark ettim. Karşımda bir dost, bir arkadaş, hatta bazen benden biri gibi hissediyorum ama bir o kadar da yabancı. File’yi elinde tutan kişi, sanki bilerek ya da bilmeyerek sahip olduğu şeyi bana sunmuş gibiydi.
“File’nin sahibi kim?” sorusu, hemen o an kafama dank etti. Hani o basit bir soru gibi gelse de, insanı derinden etkileyebilir. Gerçekten, kim o fileyi sahibi? Bunu sormadan edemedim.
Bir arkadaşım hemen espri yaptı: “File’nin sahibi mi olur? Herkesin bir tane var, işte bak seninki de burada.” Gerçekten de o fileyi ilk elime aldığımda, sanki dünya üzerindeki tek fileymiş gibi hissettim. Ama içimde “Bu file benden başka kimin olabilir ki?” sorusu kıpırdamaya başladı.
File’nin Gizemli Dünyası
Bu file nedir? Nasıl bir şeydir? Neden hepimizin hayatında vardır, ama bir türlü sahibini bulamayız? Ne zaman ihtiyacımız olsa ortada bir yerlerde, hemen önümüze gelir. File’yi taşırken, sanki her şeyin düzelmiş gibi hissediyorum. Ama sonra içimden bir ses şöyle diyor: “File’nin sahibi kim? Sen misin? O mu? Yoksa o minik sokak kedisi mi?”
Günlerden bir gün, arkadaşlarımda kahvaltı yapıyorduk. Yine her zamanki gibi bol bol espri yapılıyor, ortam neşeli. Ama birden benim kafamda o “File’nin sahibi kim?” sorusu dönmeye başladı. Kahvaltı masasında arkadaşım Berke, masaya bir file yerleştirdi. Hani şu bildiğiniz ucuz plastik filelerden… Ama o an sanki o file’nin hayatımda bir dönüm noktası olacağına dair bir hisse kapıldım. Hemen iç sesim devreye girdi:
İç sesim: “Neden bu kadar takıldın? Basit bir file işte, sahip olmak ya da olmamak ne fark eder?”
Ben: “Ama bu file sanki evrenin bana gönderdiği bir mesaj! Filenin sahibini hala bulamadım, ya da doğru mu sahibiyim ben?”
Berke, elindeki bir dilimi ağzına atarken gülerek dedi: “Abi, bu kadar kafaya takma ya. Kimse file’nin sahibi olamaz. Herkes bir tane alıp taşıyor. Bu işte bir gizem yok.”
Ama işte ben, her konuda gizem arayan bir insanım. Kafamda dönüp duran sorular var ve her biri birbirinden karmaşık. File’nin sahibi kim? Ve, daha da önemlisi, bu sahiplik duygusu bana neyi anlatıyor?
File ve Hayatımın Derin Dönüşümü
Evet, bir fileyle dünyam değişebilir. Kimse buna inanmıyor, ama kabul edelim ki insanın en yakın dostu, bazen gerçekten bir file olabiliyor. Çıkıp dışarıya bir şeyler almaya gittiğinizde, bir anda kendinizi marketin önünde buluyorsunuz. Ne alacaksınız? Bir ekmek, bir süt, belki bir paket çikolata. Ama sonra o büyük fileyi elinize alıp, şunu fark ediyorsunuz: Hayatınızdaki her şeyin bir anlamı olmalı, tıpkı filede olduğu gibi.
“File’nin sahibi kim?” sorusu aslında, “Hayatta sahip olduğumuz şeylerin ne kadar gerçek?” sorusuna dönüşüyor. Bir file, içinde ne olduğunu bilmediğiniz, sürekli taşımak zorunda olduğunuz bir şey. Peki, gerçekten sahip olmalı mıyız? Bir bakıma, hepimiz fileyi taşırken, kendimiz de hayatımızı taşıyoruz. O an, içimde “Bunu ne kadar doğru yapıyorum?” diye düşündüm. File’nin sahibi olmak, sadece bir nesneye sahip olmak değil; aynı zamanda taşıdığınız sorumluluğa, yükünüze, hayatınıza sahip olmak demek.
Berke yine bir espri yaptı: “Hadi ya, bu kadar dert etme. O fileyi al, taşı, sonra unut. Kimse fark etmez.”
Ama işte burada bir fark var. Beni tanıyanlar bilir, bir şeyi derinlemesine düşünmeden duramam. O fileyi elime aldığımda bile, içinde taşımaya karar verdiğim her şeyin yükünü hissettim. Bazen sadece taşıdığımız şeyler değil, onları taşıyan biziz.
File’nin Sahibi Kim? Sonunda Cevap Bulmak
Bir gün, İzmir’in sıcak yaz akşamlarından birinde, sokakta yürürken yine o büyük fileyi gördüm. Bu kez, kimse elinde taşımıyordu. Ama o file, her zaman olduğu gibi oradaydı. İçimde bir his vardı, belki de uzun zamandır cevap vermeyi bekleyen o sorunun yanıtı gelmişti. File’nin sahibi kimdi? Bu soruya cevabım netleşmişti: “File’nin sahibi ben olamam, ama ona benzer bir şeylerin sahibi olmak, o anı sahiplenmek, hayatı taşımak demek.”
Belki de hayatın en değerli öğesi, taşırken bittiğini hissettiğiniz her şeyin aslında biraz da içimizde olduğu gerçeğiyle yüzleşmekti. File’yi taşırken, sahip olmadığınız hiçbir şeyin değeri yoktur. O yüzden, file’yi taşırken sahip olduğunuz tek şey, kendi yolculuğunuzdur.
Sonuçta, file’yi taşırken fark ettiğiniz şey, hayatta sahip olduklarınızın bir anlamı olup olmadığı değil, o eşyayı ne kadar taşıyıp, ne kadar hayatınıza katabileceğinizdir. “File’nin sahibi kim?” sorusuna verdiğim cevap aslında hiç değişmedi: “Benim. Ama sadece bir an için.”